Xanthos diğer adı yani Türkiye’de bilinen adıyla Kınık Türkiye’nin en tarih dolu yerlerinden. Güneybatı Anadolu’da bir çok şehrin İÖ 167 senesinde toplanarak bir araya getirdiği oluşumun adı Likya’ydı. Bugün o geniş toprakları belleğimizde tek bir mekân ya da fotoğraf karesiyle ilişkilendirmekte zorlanırız. Oysa İÖ 2. yüzyılda bu topraklara gelmiş olsaydık böyle olmazdı. Birliğin o dönem ki başkenti olan Xanthos’ta Helen dünyasından etkilenerek yapılmış birbirinden harikulade eserler mevcut. Bu eserleri Likya’nın simgesi olarak hafızamıza yerleştirirdik. İÖ 5. yüzyılda yapılmış Nereidler Anıtı, belki de asli simge olurdu. Her bir yüzeyi kabartma ve heykellerle süslü 24 sütunlu İon yapısının önünde durur, su perisi Nereidler’in sütunlar arasındaki 12 heykelini dakikalarca incelerdik. Aynı dönemlerde yekpare bir kaya kütlesi üzerine mezar odasıyla birlikte inşa edilmiş “Harpyler Anıtı” bulunmakta. O varsayımsal ziyaretimizde hafızamıza kazıyacağımız bir diğer “Likya hatırası” olabilirdi.

Xanthos Tarihi Yapısı

Xanthos Tarihi Geçmişi

Fakat Xanthos’a bugün gitmeye kalksak, bütün göreceğimiz, likya birliğinin efsanevi başkentinin taş üstünde taş kalmamış hazin kalıntısından ibaret olacaktır.
Gerçi 5,43 m yüksekliğindeki kule biçimli monolit kaidenin üzerinde ilginç kabartmalarıyla yükselen Harpyler Anıtı hala Xanthos’ta, tiyatronun batısında bizlerle birlikte olmayı sürdürmektedir. Ama o da ancak 1957’de alçı ve çimentodan yapılmış kopyasıyla, yani sahtesiyle bizimledir.

Aslına bakarsanız bu kentin tüm kabartmaları, heykelleri ve değerli mimari buluntuları, 1838-1844 yılları arasında üç kez bölgeye gelen İngiliz arkeolog Charles Fellows’un incelemeleri ve kazılarını takiben 70-80 adet dev kasanın içine doldurulmuş ve savaş gemilerine yüklenerek Britanya’ya götürülmüştür. İO 545’te Perslere, İO 42’de ise Romalılara teslim olmaktansa topluca intihar etmeyi seçene cesur Xanthoslulardan yadigar kalan son kalıntılar da böylece bu toprakları terk etmiş olurlar. Ana vatanından sürgün edilen bu tarihi kıymetler bugün Londra’da, British Museum’un Likya Eserleri Seksiyonu’nda sergileniyor. Dolayısıyla Xanthos’ta pek çok eserden geriye sadece temelleri ve kaideleri kalmış durumda. Bir de tabii bir nar ağacım betimleyen o güzel mozaik!

Xanthos'ta Ne Yapılır

Xanhthos’ta Ne Yapılır

Eşen Çayı’nın suladığı verimli ovaların üzerinde zamana meydan okuyarak ayakta kalmış kalıntılarda bugün herşeye rağmen dingin bir atmosfer hüküm sürüyor. Zaten Fellows da o yüzden Kanthos’u ilk gördüğünde burayı “antikacıların, heykeltıraşların ve sanatçıların görmek için can atacağı, son derece romantik bir yer” olarak tanımlamıştı. Kenti ilk gördüğü anda aklında bu güzel eserleri söküp ülkesine götürmek gibi bir düşünce henüz belirmediği için yapabileceği en anlamlı şeyi yapan Fellows, çadırı kurup geceyi bu romantik kentin koynunda, yıldızların altında geçirmişti.
Siz de Xanthos gibi antik bir kentin yanı başına sevgilinizle çadırınızı kurup geceyi o kentin koynunda geçirebilirsiniz (Bu kent Tlos, Arykanda, Letoon, Labraunda ve Phaselis gibi bir başka antik kent de olabilir. Seçim sizin). Yeter ki tek amacınız, Fellows’un şeytanına yenilmeden önce yaptığı gibi, antik bir kentin koynunda uyumak olsun. Gelip geçen yüzyılların hatırlattığı ölüme ve boşluğa inat, yaşamayı ve sevmeyi bilmeniz olsun.
Şairin mısralarında dediği gibi, “ölmekten korktuğun(uz) halde ölüme inanmadığım(ız) için, yaşamak yani ağır bastığından”…