Anadolu insanının Likya lahitlerinden esinlenip taş ve ardıç ağacı kullanarak inşa ettiği yüzlerce yıllık arı kovanları yani Serenler hala ayakta. “Seren” adını taşıyan bu kovanlar Beydağları’nın yüksek yaylalarında görülebiliyor.

Sahip olduğu yüksek sıradağlarla geçmişte de bir bereket havzası niteliği taşımış Likya’da, nehirler ve göller bu bereket için büyük önem arz ediyordu. Likyanın kuzeyinde Akçay (Aedesa), doğusunda Alakır Çayı, ortasında Eşen (Xanthos) Çayı, batısında Dalaman (İndos) Çayı verimli ovaları besliyordu. Elde edilen tarım ürünleri ise çok eski çağlardan beri tahıl ambarında depolanıyordu.

Serenler Bal Üretimi

Serenler Bal Üretimi

Yüksek yaylalarda envai çeşit bitkinin çiçeklerinden nektar alan arıların ürettiği bal, bu toprakların en önemli ürünleri arasındaydı. Bal dev arı kovanlarından elde ediliyordu. Kovanlar arıları ve balı, kötü hava koşullarından ve vahşi hayvanlardan korumak amacıyla boylan 6 m’yi bulacak şekilde inşa ediliyordu.

Anadolu halkının Likya lahitlerinden feyz alarak ardıç ağacı ve taş ile yaptığı seren ismini alan asırlık arı kovanlarının bir kısmı günümüzde hala görülebiliyor. Belki bugün arı kovanı olarak kullanılmıyorlar, ama sivil mimarinin şaşırtıcı örnekleri olarak zamana direnmeyi sürdürüyorlar.

Antalya 11 Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal, bölgede yaptığı çalışmalarla serenlerin tarihi, mimari, kültürel özelliklerini belgeledi. Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna bir dilekçeyle başvurarak serenlerin koruma alınmasını isteyen Tanal’ın bu talebi kabul edildi ve serenler tescil edilerek 2009 sonlarında koruma alındı.

Serenler Nerede Bulunur

Serenler Nerede Bulunur

İlk aşamada tescil edilen serenler Elmalı İlçesi’ne 11 km uzaktaki Küçüksöğle Köyü’ndeki Avdancık mevkinde, Koca Pınar çeşmesi yakınlarında yer alıyorlar.

Yani, Sogla antik kentinin (10 3000) çoğu tahrip edilmiş ve çalınmış kalıntılarının yamacında. Yakın bir zamanda Korkuteli İmecik Susuzu, Çakmak Yaylası’yla Göldagı eteklerinde ve Beydağları’ndaki Ziyaret Tepesi eteklerinde bulunan serenler de koruma altına alınacak.

Ancak tescil edilmeleri otomatik olarak korundukları anlamına gelmiyor. Korunma statülerine gerçekçi bir işlerlik kazandırmakta yerel yetkililere olduğu kadar ziyaretçilere de görevler düşüyor.

Tanal’ın araştırmalarına göre, bölgede bulunan serenlerin geçmişi 17. yüzyıla kadar uzanıyor. Serenlere esin kaynağı olan ve Anadolu’da İÖ 6. yüzyıldan itibaren görülen lahitler “ölü evi” olarak kullanılıyordu.

Xanthos antik kentinde örnekleri görülen dev lahitlerden esinlenilerek yapılan serenler, Tanala göre, onlardan farklı olarak, doğanın kokusunu, tadını, bu ikisinin büyülü iksiri sayılan rayihasını o çalışkan, mucize varlığın, arının hücreleri ile harmanlayıp sonsuz yaşamın hizmetine sunan birer “dirim evi” işlevi gördüler.

Yani seren dediğimiz şey, yaşamın diyalektik bir yansıması idi.

Serenler Nerede Bulunur

Serenler ile Lahitlerin Farkı

Serenler, lahitlerden farklı olarak, kesme taşın yanı sıra Anadolu insanının “şah” diyerek kutsadığı, yağmur ve kar geçirmeyen, bin yıl dayanabilen ardıçtan inşa ediliyordu. Tamamı 6 m’yi bulan bu kovanlar, arıları ve balı ayı, sansar gibi vahşi hayvanlardan ve hava koşullarından korumak amacıyla yüksek yapılıyordu.

Serenler taş ve ardıç dilmeleri ile 3-4 m yüksekliğinde ve 2 metrekare genişliğinde bir dörtgen şeklinde örülüyordu. Bir taş kaidenin üzerinde yükselen ana gövde, ardıç kalaslarla birbirinden ayrılan iki katlı bir oda gibi tasarlanıyordu.

İçi oyularak boru şekli verilmiş ardıç kütüklerden yapılma kovanlar bu ana gövdenin tepesine üst üste yığılıyor ve kubbe biçimli çatı bu şekilde tamamlanıyordu. Kovanların bulunduğu kısma 5 m’lik bir merdiven ile çıkılabiliyordu.