Antik Simena üzerine kurulu olan Kaleköy, Türkiye’de yolu ve arabası olmayan ama 4 farklı medeniyetin izlerini taşıyan kalesinin kucağında sizi ninni söyleyebilecek tek köy. Hem de dünyanın en güzel manzaralarından birisinin karşısında!

Kaş yakınlarında bir antik Likya yerleşimi olan Kekova, John Freely’nin ifadesiyle “Türkiye’de ki en güzel, en büyüleyici sahil kesimi, dahası en romantik yeridir”. Çünkü bir çok noktasına sadece denizden ulaşılabilmektedir.

Kaleköy Simena

Kaleköy – Simena

Bugün Kaleköy adıyla bildiğimiz antik yerleşim olan Simena’nın romantikliği yanı sıra huzuru da buradan gelir. Yolu yoktur, tek bir arabası yoktur. Öğle saatlerinden gelip yolcularını köyde bir kaç saatliğine (genellikle 13:00-15:00 arası) antik kalıntıları ve köy mutfağını keşfetmeye bırakan günübirlikçi teknelerin getirdiği hareketlilik dışında bir gürültü kaynağı yoktur. Teknelerin Kaş’a hareket etmesiyle ortalığı yeniden bir sükunet kaplar.

Simena’ya ya Kaş’tan ya da eski adıyla Trisomo, Türkçe’de aynı anlama gelen adıyla Üçağız’dan teknelerle gelebilirsiniz. (Tabi Üçağız’dan uzanan patikadan güneşin altında 2,5 kö yol yürümeyi göze almıyorsanız)

Kaleköy’ün tepesinde İlkçağ’da yapılıp, Ortaçağ’da yenilenmiş, mazgallı duvarlarında Bizans ve sonrasını hissettiren bir kale var. Kaleyi çevreleyen surların toplam uzunluğu 200 m’den biraz fazla. Kalede kayalardan esinlenerek yapılmış. 7 sıra oturma yeri bulunan 300 seyirci kapasiteli bir antik tiyatro da bulunuyor.

Likya bölgesinin en küçük tiyatrosunun büyüklüğü kentin boyutları konusunda da iyi bir fikir veriyor. Dünyanın en güzel manzaralarından birine hakim kalenin burçlarında bir akşam gün batımından sonra Kekova Adası’na ve muhteşem koylara nazır oturmanın, hatta tatlı bir uyuşuklukla hafifçe kestirmenin tadı hiç bir şeyde yok.

Türkiye’nin batı sahillerini keşfe 40’lı yılların ortasında başlamış ünlü gezgin ve bilim adamı George E. Bean ise, Simena için “hem manzarası hem de antik, Ortaçağ ve modern yerleşim karışımının oluşturduğu tarih duygusundan dolayı kuşkusuz Lykia’nın en ilgi çekici kentlerinden biridir” diyor.

Kaleköy Kekova

Kaleköy – Kekova

Kaleköy’ün karşısında kalıntılarla kaplı bir ada olan Kekova var, Kekova ve Kaleköy’de İÖ 4. yüzyıl ve sonrasına ait kalıntılar bugün deniz seviyesinin 3-4 m aşağısında yer alıyor. (Nedeni; Anadolu’nun kuzeyi yükselirken, güneybatısı ağır bir seyirle de olsa batıyor) Tepeden denizdeki kaya mezarları da seçilebiliyor.
Simena, komşu Apollonia, İsinda ve Aperlai ile birlikte Tetrapolis (dört kent) diye de anılan bir birlik oluşturmuş. Bilge Umar, Simena’nın adının Luvi dilindeki Simana-Simuna’dan, yani Kutlu Ana-Ana Tanrıça’dan geldiğini söyler. Bir ana tanrıça için ad vermek üzere yapılabilecek belki de en iyi seçim.

Eğer Anadolu’nun ana tanrıçalarından biri kendi adıyla anılan ülkesine uğrama imkanı elde ettiyse, uykuya yatmak için eminim ki bugün ki kalenin bulunduğu alandan daha iyi bir yer bulamamıştır.

Muhafız olarak nöbet tutan görevlilerin dışında tarihte kimlerin bu kalenin burçlarında uykuya daldığını bilmiyoruz. Antik kentin kalıntılarında bunun için bir ipucu aramak boş bir çaba olacaktır. Kale duvarının alt kısmındaki bir duvar örgüsünde kullanılmış bir yazıt parçasında adı okunan Kallipos dışında herhangi bir isime rastlanmıyor.

Ayrıca sahilden yukarı doğru çıkarken görülen iki büyük lahitten birinde yatan İdagros’un oğlu Mentor var. Ama onun yattığı uyku da “ebedi” bir uyku olduğundan saymak doğru olmaz.
Böyle bir şekerleme yapmak için bugün bizler daha şanslıyız.

Zira, surların batısında her tarihsel dönemin kendine özgü duvar işçiliğini görmek mümkün. Dolayısıyla, tepede kafayı kesme taşlara dayadığınızda Lykia, Roma, Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin tamamının birden kucağında olacaksınız.